08 12 2013

VAHDETTİN HAİNDİR, ÇÜNKÜ; / SİNAN MEYDAN

VAHDETTİN HAİNDİR, ÇÜNKÜ; / SİNAN MEYDAN |  görsel 1

VAHDETTİN HAİNDİR, ÇÜNKÜ; 1. Vahdettin Atatürk'ü "Kurtuluş Savaşı'nı başlatması için değil de, tam tersine başlamış olan yerel direnişleri sonlandırması, Mondros Ateşkes Antlaşması'na uygun olarak dağıtılmamış orduları dağıtması, silahları toplaması için" Anadolu'ya göndermiştir. (Bunu Vahdettin'den, 21 Nisan 1919 tarihli bir notayla İngilizler istemiştir,o da İngilizlerin bu isteğini yerine getirmiştir.Nitekim Atatürk İngiliz vizesiyle Anadolu'ya geçmiştir)Paris Barış Konfernası'nın devam ettiği günlerde diğer Osmanlı yöneticileri gibi Vahdettin de Mondros Ateşkes Antlaşması'na uygun davranmamız, özellikle İngiltere'yi kızdırmamamız gerektiğini düşünüyordu. Bu nedenle İngilizlerin isteğine uygun olarak biran önce Karadeniz'deki Türklerin Rumlara karşı direnişlerinin önlenmesi gerekiyordu. Vahdettin'in kurtuluştan anladığı İNGİLİZLERİN MERHAMETİNE SIĞINMAKTIR. Bu nedenle Samsun'a hareket etmeden önce Atatürk'e "Paşa Paşa devleti kurtarabilirsin!" derken aslında"İNGİLİZLERİN DEDİKLERİNİ YAPARSAN, MONDROS'U EKSİKSİZ UYGULARSAN, ONLARI MEMNUN EDERSEN devleti kurtarısın!" demek istemiştir. Bunu, sonraki gelişmeler doğrulamıştır. Ayrıca Vahdettin, daha sonra yazdığı "Beyannamesinde", "Atatürk'ü Samsun'a ben göndermedim, hükümetin kararına uydum." demiştir. 2. Vahdettin öyle bir İngilizcidir ki, İzmir'i İngilizlerin işgal edeceklerini sanarak Nisan 1919'da bir Heyeti Nasiha (Nasihat Heyeti) oluşturup Ege bölgesine göndermiş, bu heyetle halkı işgale hazırlamış, dahası İzmir'de direnişi örgütleyen Nurettin Paşa'yı görevden alıp İngilizci İzzet Paşa'yı İzmir'e atamıştır. Amacı İngilizler İzmir'e çıkınca herhangi b... Devamı

08 12 2013

ATATÜRK DÜŞMANLIĞININ KÖKLERİ / SİNAN MEYDAN

ATATÜRK DÜŞMANLIĞININ KÖKLERİ / SİNAN MEYDAN |  görsel 1

ATATÜRK DÜŞMANLIĞININ KÖKLERİ / SİNAN MEYDAN Ne acıdır ki Türkiye’de Atatürk’ün ölümünden hemen sonra gizliden gizliye bir Atatürk düşmanlığı yapılmaya başlanmıştır. Bir kısım iç ve dış “Türkiye düşmanları”, tahrike açık cahil yobazlar, eski düzenin devamından yana devrim karşıtları ve hatta Atatürk’ün bazı silah arkadaşları Atatürk’ün ölümünden hemen sonra harekete geçerek adeta Atatürk’ü ikinci kez öldürmenin hesaplarını yapmaya başlamışlardır. Atatürk düşmanlığı yapanlar, Atatürk düşmanlarının temel kaynakları ve Atatürk düşmanlığının belli başlı nedenleri şunlardır: 1.DİNCİ KESİM: a) Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışının sorumlusu olarak Atatürk’ü görenler ve Atatürk’ün saltanatı ve halifeliği kaldırıp cumhuriyeti ilan etmesine tepki duyanlar. b) Atatürk’ün eskimiş Osmanlı toplumsal düzeni yerine çağdaş ve laik bir toplumsal düzen kurmasına; Atatürk devrimlerine tepki duyanlar. 2. BÖLÜCÜ KESİM: a) Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı yıllarında Kürt unsurlardan da yararlandığını, hatta bu sırada, “ilerde Kürtlere devlet kurma sözü verdiğini” ileri sürerek Kurtuluş Savaşı sonrasında Atatürk’ün bu sözünü tutmadığını düşünenler b) Atatürk’ün 1930’larda Türk milliyetçiliğini ön plana çıkararak Kürtleri yok saydığını iddia edenler. c) Atatürk’ün 1925’deki Şeyh Sait İsyanı’nı ve 1930’lardaki Kürt İsyanlarını aşırı şiddet kullanarak bastırdığını, bu sırada Kürtlere eziyet edildiğini düşünenler. 3.ATATÜRK'ÜN BAZI Sİ... Devamı

30 01 2013

HASANDAĞI FOTOĞRAFLARI / AKSARAY

HASANDAĞI FOTOĞRAFLARI / AKSARAY |  görsel 1
HASANDAĞI FOTOĞRAFLARI / AKSARAY |  görsel 2
HASANDAĞI FOTOĞRAFLARI / AKSARAY |  görsel 3
HASANDAĞI FOTOĞRAFLARI / AKSARAY |  görsel 4
HASANDAĞI FOTOĞRAFLARI / AKSARAY |  görsel 5
HASANDAĞI FOTOĞRAFLARI / AKSARAY |  görsel 6
HASANDAĞI FOTOĞRAFLARI / AKSARAY |  görsel 7
HASANDAĞI FOTOĞRAFLARI / AKSARAY |  görsel 8
HASANDAĞI FOTOĞRAFLARI / AKSARAY |  görsel 9
HASANDAĞI FOTOĞRAFLARI / AKSARAY |  görsel 10
HASANDAĞI FOTOĞRAFLARI / AKSARAY |  görsel 11
HASANDAĞI FOTOĞRAFLARI / AKSARAY |  görsel 12
HASANDAĞI FOTOĞRAFLARI / AKSARAY |  görsel 13
HASANDAĞI FOTOĞRAFLARI / AKSARAY |  görsel 14
HASANDAĞI FOTOĞRAFLARI / AKSARAY |  görsel 15
HASANDAĞI FOTOĞRAFLARI / AKSARAY |  görsel 16
HASANDAĞI FOTOĞRAFLARI / AKSARAY |  görsel 17
HASANDAĞI FOTOĞRAFLARI / AKSARAY |  görsel 18
HASANDAĞI FOTOĞRAFLARI / AKSARAY |  görsel 19
HASANDAĞI FOTOĞRAFLARI / AKSARAY |  görsel 20
HASANDAĞI FOTOĞRAFLARI / AKSARAY |  görsel 21
HASANDAĞI FOTOĞRAFLARI / AKSARAY |  görsel 22
HASANDAĞI FOTOĞRAFLARI / AKSARAY |  görsel 23
HASANDAĞI FOTOĞRAFLARI / AKSARAY |  görsel 24
HASANDAĞI FOTOĞRAFLARI / AKSARAY |  görsel 25
HASANDAĞI FOTOĞRAFLARI / AKSARAY |  görsel 26
HASANDAĞI FOTOĞRAFLARI / AKSARAY |  görsel 27
HASANDAĞI FOTOĞRAFLARI / AKSARAY |  görsel 28
HASANDAĞI FOTOĞRAFLARI / AKSARAY |  görsel 29
HASANDAĞI FOTOĞRAFLARI / AKSARAY |  görsel 30
HASANDAĞI FOTOĞRAFLARI / AKSARAY |  görsel 31
HASANDAĞI FOTOĞRAFLARI / AKSARAY |  görsel 32
HASANDAĞI FOTOĞRAFLARI / AKSARAY |  görsel 33
HASANDAĞI FOTOĞRAFLARI / AKSARAY |  görsel 34
HASANDAĞI FOTOĞRAFLARI / AKSARAY |  görsel 35
HASANDAĞI FOTOĞRAFLARI / AKSARAY |  görsel 36

(FOTOĞRAFLAR ALINTIDIR) Devamı

29 01 2013

TAŞPINAR LİSESİ GÜNLERİMİZ - (1988-1995)

TAŞPINAR LİSESİ GÜNLERİMİZ - (1988-1995)  |  görsel 1
TAŞPINAR LİSESİ GÜNLERİMİZ - (1988-1995)  |  görsel 2
TAŞPINAR LİSESİ GÜNLERİMİZ - (1988-1995)  |  görsel 3
TAŞPINAR LİSESİ GÜNLERİMİZ - (1988-1995)  |  görsel 4
TAŞPINAR LİSESİ GÜNLERİMİZ - (1988-1995)  |  görsel 5
TAŞPINAR LİSESİ GÜNLERİMİZ - (1988-1995)  |  görsel 6
TAŞPINAR LİSESİ GÜNLERİMİZ - (1988-1995)  |  görsel 7
TAŞPINAR LİSESİ GÜNLERİMİZ - (1988-1995)  |  görsel 8
TAŞPINAR LİSESİ GÜNLERİMİZ - (1988-1995)  |  görsel 9
TAŞPINAR LİSESİ GÜNLERİMİZ - (1988-1995)  |  görsel 10
TAŞPINAR LİSESİ GÜNLERİMİZ - (1988-1995)  |  görsel 11
TAŞPINAR LİSESİ GÜNLERİMİZ - (1988-1995)  |  görsel 12
TAŞPINAR LİSESİ GÜNLERİMİZ - (1988-1995)  |  görsel 13
TAŞPINAR LİSESİ GÜNLERİMİZ - (1988-1995)  |  görsel 14
TAŞPINAR LİSESİ GÜNLERİMİZ - (1988-1995)  |  görsel 15
TAŞPINAR LİSESİ GÜNLERİMİZ - (1988-1995)  |  görsel 16
TAŞPINAR LİSESİ GÜNLERİMİZ - (1988-1995)  |  görsel 17
TAŞPINAR LİSESİ GÜNLERİMİZ - (1988-1995)  |  görsel 18
TAŞPINAR LİSESİ GÜNLERİMİZ - (1988-1995)  |  görsel 19
TAŞPINAR LİSESİ GÜNLERİMİZ - (1988-1995)  |  görsel 20
TAŞPINAR LİSESİ GÜNLERİMİZ - (1988-1995)  |  görsel 21
TAŞPINAR LİSESİ GÜNLERİMİZ - (1988-1995)  |  görsel 22
TAŞPINAR LİSESİ GÜNLERİMİZ - (1988-1995)  |  görsel 23
TAŞPINAR LİSESİ GÜNLERİMİZ - (1988-1995)  |  görsel 24
TAŞPINAR LİSESİ GÜNLERİMİZ - (1988-1995)  |  görsel 25
TAŞPINAR LİSESİ GÜNLERİMİZ - (1988-1995)  |  görsel 26
TAŞPINAR LİSESİ GÜNLERİMİZ - (1988-1995)  |  görsel 27
TAŞPINAR LİSESİ GÜNLERİMİZ - (1988-1995)  |  görsel 28
TAŞPINAR LİSESİ GÜNLERİMİZ - (1988-1995)  |  görsel 29
TAŞPINAR LİSESİ GÜNLERİMİZ - (1988-1995)  |  görsel 30
TAŞPINAR LİSESİ GÜNLERİMİZ - (1988-1995)  |  görsel 31
TAŞPINAR LİSESİ GÜNLERİMİZ - (1988-1995)  |  görsel 32
TAŞPINAR LİSESİ GÜNLERİMİZ - (1988-1995)  |  görsel 33
TAŞPINAR LİSESİ GÜNLERİMİZ - (1988-1995)  |  görsel 34
TAŞPINAR LİSESİ GÜNLERİMİZ - (1988-1995)  |  görsel 35
TAŞPINAR LİSESİ GÜNLERİMİZ - (1988-1995)  |  görsel 36

TAŞPINAR LİSESİ GÜNLERİMİZ - (1988-1995) 1960 Manisa-Alaşehir doğumluyum.Uludağ Üniversitesi,Necatibey Eğitim Fakültesi,Tarih Bölümünden 1988 yılında mezun oldum.Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Tarih Öğretmeni olarak ilk atamam Aksaray Taşpınar Lisesi'ne yapıldı.14 kasım1988 tarihinde Taşpınar Lisesinde göreve başladım.Taşpınar Lisesinde 1988 -1995 yılları arasında görev yaptım.1995 yılında tayinimin Bursa iline çıkması nedeniyle Taşpınardan ayrıldım. Devamı

29 01 2013

TAŞPINAR HALISI & ŞARK KÖŞESİ

TAŞPINAR HALISI  &  ŞARK KÖŞESİ  |  görsel 1
TAŞPINAR HALISI  &  ŞARK KÖŞESİ  |  görsel 2
TAŞPINAR HALISI  &  ŞARK KÖŞESİ  |  görsel 3
TAŞPINAR HALISI  &  ŞARK KÖŞESİ  |  görsel 4
TAŞPINAR HALISI  &  ŞARK KÖŞESİ  |  görsel 5
TAŞPINAR HALISI  &  ŞARK KÖŞESİ  |  görsel 6

Aksaray'ın Taşpınar kasabası'nda dokunmuş olan Taşpınar halısı, Taşpınar minderleri, Taşpınar yastıkları, Taşpınar heybesi ve Taşpınar kırlentlerinden oluşturulmuş özel bir şark köşesi.   (FOTOĞRAFLAR: CAHİT DERİN) Devamı

29 01 2013

TAŞPINAR HALI FESTİVALİ / AKSARAY

TAŞPINAR HALI FESTİVALİ / AKSARAY  |  görsel 1
TAŞPINAR HALI FESTİVALİ / AKSARAY  |  görsel 2
TAŞPINAR HALI FESTİVALİ / AKSARAY  |  görsel 3
TAŞPINAR HALI FESTİVALİ / AKSARAY  |  görsel 4
TAŞPINAR HALI FESTİVALİ / AKSARAY  |  görsel 5
TAŞPINAR HALI FESTİVALİ / AKSARAY  |  görsel 6
TAŞPINAR HALI FESTİVALİ / AKSARAY  |  görsel 7
TAŞPINAR HALI FESTİVALİ / AKSARAY  |  görsel 8
TAŞPINAR HALI FESTİVALİ / AKSARAY  |  görsel 9
TAŞPINAR HALI FESTİVALİ / AKSARAY  |  görsel 10
TAŞPINAR HALI FESTİVALİ / AKSARAY  |  görsel 11
TAŞPINAR HALI FESTİVALİ / AKSARAY  |  görsel 12
TAŞPINAR HALI FESTİVALİ / AKSARAY  |  görsel 13
TAŞPINAR HALI FESTİVALİ / AKSARAY  |  görsel 14
TAŞPINAR HALI FESTİVALİ / AKSARAY  |  görsel 15
TAŞPINAR HALI FESTİVALİ / AKSARAY  |  görsel 16
TAŞPINAR HALI FESTİVALİ / AKSARAY  |  görsel 17

   TAŞPINAR HALISINI KORUMA VE YAŞATMA DERNEĞİ  Taşpınar Kasabası'nda 16 şubat 2006 tarihinda alınterlerine,göz nurlarına ve el emeklerine sahip çıkan Taşpınarlı kadınlar " TAŞPINAR HALISINI KORUMA VE YAŞATMA DERNEĞİ " ni kurarak,bu zengin halı kültürünü gelecek kuşaklara aktararak yaşatmak istemişlerdir.   TAŞPINAR HALISI HAKKINDA: Taşpınar'da do­kunan halıların hammadesi yündür. Taşpı­nar halılarının atkı, çözgü ve düğüm iplerinin yün olması geleneği günümüze kadar titizlikle korun­muştur. Yün ipler doğal kök boyalarla, yenilerde de kısmen sentetik boyalarla boyanmaktadır. İstanbul yöresi halılarında günümüze kadar ge­len en yeni nakış-dikiş "Altı Göbekli Halı" bezemesidir. Günümüz Taşpınar halısı desenleri özgün bir karak­tere sahiptir. Desenlerin büyük bir bölümünün nasıl ortaya çıktığı bilinmemektedir. Aksaray halıları "Taş­pınar Halısı" ismiyle tanınmaktadır. Taşpınar Halılarında kaliteyi belirleyen bir öğe de düğüm sayılarıdır. Eski Taşpınar’larda 1OX1O cm2'lik alanda 40X45 düğüm vardır. Günümüzde elle eğrilmiş iple dokunan bir halıda 1OX1O cm2’de 30X35 düğüm görülmektedir.   Taşpınar Halılarında ana renkler: Koyu kırmızı Koyu mavi (Lacivert) Siyah Diğer Renkler Kırbız (Al) Yavşan yeşili (kına rengi) Tetir (tarçın rengi) Pisi tüyü (gri mavi) Erikipi (krem) Taşpınar halıları dokumuş çeşitleri: Taban Kel... Devamı

29 01 2013

TAŞPINAR KASABASI / AKSARAY

TAŞPINAR KASABASI / AKSARAY  |  görsel 1
TAŞPINAR KASABASI / AKSARAY  |  görsel 2
TAŞPINAR KASABASI / AKSARAY  |  görsel 3
TAŞPINAR KASABASI / AKSARAY  |  görsel 4
TAŞPINAR KASABASI / AKSARAY  |  görsel 5
TAŞPINAR KASABASI / AKSARAY  |  görsel 6
TAŞPINAR KASABASI / AKSARAY  |  görsel 7
TAŞPINAR KASABASI / AKSARAY  |  görsel 8
TAŞPINAR KASABASI / AKSARAY  |  görsel 9
TAŞPINAR KASABASI / AKSARAY  |  görsel 10
TAŞPINAR KASABASI / AKSARAY  |  görsel 11
TAŞPINAR KASABASI / AKSARAY  |  görsel 12
TAŞPINAR KASABASI / AKSARAY  |  görsel 13
TAŞPINAR KASABASI / AKSARAY  |  görsel 14
TAŞPINAR KASABASI / AKSARAY  |  görsel 15
TAŞPINAR KASABASI / AKSARAY  |  görsel 16
TAŞPINAR KASABASI / AKSARAY  |  görsel 17
TAŞPINAR KASABASI / AKSARAY  |  görsel 18
TAŞPINAR KASABASI / AKSARAY  |  görsel 19
TAŞPINAR KASABASI / AKSARAY  |  görsel 20
TAŞPINAR KASABASI / AKSARAY  |  görsel 21
TAŞPINAR KASABASI / AKSARAY  |  görsel 22
TAŞPINAR KASABASI / AKSARAY  |  görsel 23
TAŞPINAR KASABASI / AKSARAY  |  görsel 24
TAŞPINAR KASABASI / AKSARAY  |  görsel 25
TAŞPINAR KASABASI / AKSARAY  |  görsel 26
TAŞPINAR KASABASI / AKSARAY  |  görsel 27

  TAŞPINAR KASABASI / AKSARAY Halı diyarı olarak tanınan Taşpınar Kasabası, Aksaray İlinin güneyinde Aksay'a 27 km.mesafede yer alan merkeze bağlı bir kasabadır.E-90 Devlet Karayolu önceleri Taşpınar Kasabasının içinden geçerken daha sonra kasabanın dışına çıkarılmıştır.Taşpınar Kasabası Aksaray-Adana istikametinde, E-90 Devlet Karayolu kenarında,Hasandağı'nın yamaçlarına oldukça yakın,1113 rakımlı bir kasabadır.Taşpınar Kasabası'nın 2000 yılı nüfus sayımına göre nüfusu 3589 dur. (FOTOĞRAFLAR TAŞPINAR BELEDİYESİ WEB SAYFASINDAN ALINMIŞTIR) Devamı

24 01 2012

UNUTMADIK,UNUTMAYACAĞIZ !!

UNUTMADIK,UNUTMAYACAĞIZ !! |  görsel 1

       " ÖLDÜRÜLDÜK  EY HALKIM, UNUTMA BİZİ..."             24.01.1993   Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık. Babamız sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi.  Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken bizler bir mumun ışığında bitirirdik kitaplarımızı. Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini, yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya. Ecelsiz öldürüldük. dövüldük, vurulduk, asıldık.  Vurulduk ey halkım, unutma bizi...  Yoksulluğun bükemediği bileklerimize çelik kelepçeler takıldı. İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez. İsteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık. mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık. yazlık kışlık katlarımız, arabalarımız olurdu. Yüreğimiz, işçiyle birlikte attı. Yaşamımızın en güzel yıllarını, birer taze çiçek gibi verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep. Öldürüldük ey halkım unutma bizi...  Fidan gibi genç kızlardık. Hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı göz bebeklerimizden. Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında, işkencecilerin acımasız ellerine terk edildik. Direndik küçük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla. tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven gibi. Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden. Hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi...  Ölümcül hastaydık. Bağırsaklarımız düğümlenmişti. Hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin elinde öldürüldük acımaksızın. Gelinliklerimizin ü... Devamı

13 06 2011

KOYUN GİBİSİN KARDEŞİM

    DÜNYA'NIN EN TUHAF MAHLUKU           Akrep gibisin kardeşim,  korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.  Serçe gibisin kardeşim,  serçenin telaşı içindesin.  Midye gibisin kardeşim,  midye gibi kapalı, rahat.  Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.  Bir değil,  beş değil,  yüz milyonlarlasın maalesef.  Koyun gibisin kardeşim,  gocuklu celep kaldırınca sopasını  sürüye katılıverirsin hemen  ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.  Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,  hani şu derya içre olup  deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.  Ve bu dünyada, bu zulüm  senin sayende.  Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer  ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak  kabahat senin,  — demeğe de dilim varmıyor ama —  kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!  NAZIM HİKMET     ... Devamı

15 12 2010

6.FİLO'YU KIBLE YAPIP NAMAZ KILANLAR

6. FİLO'YU KIBLE YAPIP NAMAZ KILANLAR... AKP Hükümeti’nin son zamanlardaki öğrenci eylemlerine çok sert tepki göstermesine tepki gösterenleri anlamıyorum doğrusu! Siyasal İslamcı genlere sahip olan AKP’lilerin, “Yaşasın tam bağımsız Türkiye!… Kahrolsun Amerika!..” diye bağıran gençleri anlamasını beklemek, her şeyden önce yakın tarihi unutmak, yakın tarihi bilmemek, yakın tarihi anlamamak demektir. Çünkü, bugün, “eylemci öğrencileri” “yasadışı örgüt mensubu” olarak gören AKP’li kafa, 1969’da İstanbul’a gelen Amerikan 6. Filosu’na tepki gösteren “eylemci öğrencilere” “vatan haini, kızıl Komünist”, muamelesi yapan kafanın “genetik mirasçısıdır” 2010 Türkiyesi’nde “eylemci öğrencilerin” iktidarın isteğiyle, polis baskısı altına alınması; dövülmesi, hırpalanması, tutuklanması, işkenceye maruz kalması, hatta öldürülmesi insana ister istemez 1969 Türkiyesi’ni hatırlatıyor.   Dahası, bugün, 2010 yılında, dünyanın her yerinde “sıradan demokratik bir tepki” olarak karşılanan öğrenci eylemlerine, Türkiye’de “yandaş basının” gösterdiği tepki de tıpkı 1969’daki “yandaş basının” tepkisine benziyor. Gelin şimdi taşları üst üste koyalım: Önce, 2010 Türkiyesi’nde yandaş basının “öğrenci eylemlerine” gösterdiği tepkiyi özetleyelim, sonra 1969 Türkiyesi’ne uzanıp, “öğrenci eylemlerine” o zamanki “yandaş basının” gösterdiği tepkiyi görelim ve düşünelim: Aradan geçen 41 yılda “ne değişti?” diye soralım kendimize…. YIL 2010: BUGÜN&Uu... Devamı

09 11 2010

UNUTTURULAN ATATÜRK / UĞUR MUMCU

UNUTTURULAN ATATÜRK... Atatürkçülük ne demektir? Atatürkçülük, kısaca ulusal bağımsızlık ve ulusal onur demektir. Atatürkçülük, özetle antiemperyalist bir kurtuluş savaşını başlatan ve sürdüren bir eylem ve öğretidir. - Amacımız , ulusal sınırlarımız içinde toprak bütünlüğümüzü ve ulusal tam bağımsızlığımızı sağlamaktır. Buna engel olmak üzere karşımıza çıkacak kuvvet, kim ve ne olursa olsun hiç duraksamadan çarpışırız ve başarı kazanırız. Bu konuda karar ve inancımız kesindir. Atatürkçülüğü, "tam bağımsızlık" inancından ayırmanın ve çok yönlü uluslararası ipotekleri "Atatürkçülük" adına savunmanın hiç olanağı yoktur. Kurtuluş Savaşı'nın başlarında Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin bütün programlarına dayanağı, şu iki temeldir: Tam bağımsızlık, kayıtsız koşulsuz ulusal egemenlik!.. - Tam bağımsızlık demek, elbette, siyaset, maliye, iktisat, adalet, askerlik, kültür gibi her alanda tam bağımsızlık ve özgürlük demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan yoksunluk, ulusun ve ülkenin gerçek anlamı ile bütün bağımsızlığından yoksunluğu demektir. Biz, bunu sağlamadan ve elde etmeden başarıya ve esenliğe erişeceğimiz kanısında değiliz... İşte Atatürk budur, işte "Atatürkçülük" budur... Kurtuluş Savaşı, kökeninde "antiemperyalist" ve "antikapitalist" düşüncelerin kutsal harcını taşır: - Biz bu hakkımızı saklı tutmak, bağımsızlığımızı emin bulundurmak için genel kurulumuzca, ulusal kurulumuzca bizi mahvetmek isteyen emperyalizme kar... Devamı

28 10 2010

CUMHURİYET BAYRAMI KUTLU OLSUN !

  87. YILDÖNÜMÜNDE  CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN.               29 Ekim 2009 , cumhuriyetimizin ilanının 87. yıldönümü.Birinci Dünya Savaşının sonunda yurdumu işgal eden batılı emperyalist devletlere karşı gerçekleştirdiğimiz ulusal kurtuluş savaşımızın başarı ile sonuçlanmasından sonra 1 kasım 1922’de saltanatın kaldırılması ile altı yüz yıllık kişisel iradeye dayanan yönetim biçimi sona ermiş ve günümüzden 87 yıl önce 29 ekim 1923 tarihinde cumhuriyet ilan edilmiştir.Cumhuriyetin ilanı ile devlet yönetiminde Türk ulusunun iradesi egemen kılınmıştır.               İnsanlık tarihinin  geçen son 221 yılında toplumları yerinden sarsan üç büyük devrim olmuştur.Birincisi, 1789 Fransız ihtilalidir.İkincisi, Rusya’da gerçekleştirilen 1917 Bolşevik Devrimidir.Üçüncüsü,İslam Dünyasında ve gelişmekte olan üçüncü dünyaülkelerinde bir benzeri olmayan Anadolu İhtilali yada diğer adıyla Türk AydınlanmaDevrimidir.             Cumhuriyetimizin kurucusu ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün 19 mayıs 1919’da Samsun’a çıkması ile başlayan, 29 ekim 1923’te cumhuriyetin ilanı ile başarıya ulaşan Anadolu İhtilali’nin çok önemli iki unsuru vardır.Birincisi; dünyanın en büyük devletlerine,egemenlerine ve emperyalizme karşı bir ulusun tüm olanaklarını ortaya koyarak verdiği ulusal bağımsızlık savaşıdır.Esir alınmış,toprakları işgal edilmiş bir ulusun emperyalizme karşı direnmesinin ve onları yenmesinin ola... Devamı

19 05 2010

19 MAYIS'IN ANLAMI

 19 MAYIS'IN ANLAMI  19 MAYIS 1919 19 Mayıs, korkak ve aciz mandacı zihniyete karşı Türk ulusunun binlerce yıllık köklü tarihine dayanarak  emperyalizme karşı bir varlık yokluk mücadelesine girmesinin  adıdır.   Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkarken yıktığı şey padişahın iradesidir. Mustafa Kemal’in karşısına aldığı güç, başta İttihat ve Terakki olmak üzere Osmanlı’nın siyasal düzenidir. Ancak Mustafa Kemal bunların arkasındaki gücün Batı emperyalizmi olduğunu ve Osmanlı’yı yok etmek isteyen emperyalizmi yenilgiye uğratmadan kurtuluşun mümkün olamayacağının farkındadır.   Mustafa Kemal, işbirlikçi iktidarın Osmanlı’yı parçalamaya götürdüğünün farkındadır. Padişah, hakkında ölüm fermanları çıkartmakta, Şeriatçı ulema, hakkında dinsiz ve kafir fetvaları yayınlamakta, siyaset erbabı ise O’nun başarılı olmasının mümkün olmadığı propagandası yapmaktadırlar.   Bu noktada Mustafa Kemal yepyeni ve o güne kadar denenmemiş bir çözüm yolu geliştirir. Mustafa Kemal’in ilk gördüğü şey, Osmanlı’nın mevcut siyasal mekanizmasının ülkeyi kurtarmasının mümkün olmadığıdır. Siyasetçiler ve aydınlar birbiri ardına kabine ve sadrazam değiştirmekte ancak bütün bunlar sürerken ülke fiilen işgal edilmektedir. Mustafa Kemal’se bunların hiçbirine rağbet etmez. Ülkeyi yöneten padişahlık düzeni ve iktidardaki İttihat ve Terakki Partisi yolun sonuna gelmiştir. Osmanlı toplumsal ve siyasal sistemi içinde çözümler tıkanmıştır. Ülke ancak eski düzenin yıkılması ve yeni bir düzenin kurulmasıyla kurtulabilecektir. Siyasetin bittiği yerde Kuvayı Milliye mücadelesi başlayacaktır.... Devamı

09 05 2010

ANNEM YOK ARTIK...

          ANNEM YOK ARTIK Annem yok artık. Beni düşünen kalbi yok. Bitti. Umutsuz olmak istemiyorum. Umutsuzluğun bir çıkar yol olmadığını biliyorum. Annem yok artık, yeryüzü çok gördü onu, Kalabalığın arasında kuş gibi çırpınan varlığını Çok gördü Dalgın yüreğini çok gördü Bizim için çarpan, kaygılarla dolu yüreğini. Annem yok artık. Bu kesin. Gelinecek bir yere gitmedi. İşte geldim çocuklar demeyecek Nasılsın yavrum demeyecek Sobanın yanında oturup uzatmayacak yorgun ayaklarını, Sabah kahvaltılarının masası olmayacak artık, Yine gel demeyecek, Çıkarken ben kapıdan, çıkıp karanlığa karışırken Yeni bir dönemi başladı ömrümün, Annemin olmadığı dönemi, Onu yüregimin üstüne nasıl bastırmak... Devamı

10 03 2010

WASHINGTON ANITI

        WASHINGTON ANITI                   Amerika'nın başkentinde yükselen ve 'Washington Anıtı' diye bilinen 168 metrelik dikilitaşta Sultan Abdülmecid'in tuğrasıyla beraber Türk hat sanatının en büyük isimlerinden birinin, Ayasofya Camii'ndeki dünyanın en büyük hat levhalarının sahibi Kazasker Mustafa İzzet Efendi'nin de bir yazısı yeralıyor. İKİ PARTİDE YAPILDI Amerikalılar, ülkelerinin kurucusu olan George Washington'ın hatırasına inşa edilecek bir anıt için proje yarışması açtılar. Yarışmaya o zamanın önde gelen mimarları katıldı, birbirinden değişik projeler geldi ve bu projeler arasından Güney Carolinalı mimar Robert Mills'in teklifi kabul gördü. Mills'in projesine göre anıt eski Mısır dikilitaşlarının bir benzeri ama çok daha yükseği olacak, bu dikilitaş geniş bir alanın ortasında yeralacak ve etrafına başkanlarla milli kahramanların heykelleri dikilecekti. Proje daha sonra kısmen değiştirildi, etrafının boş olmasına karar verildi ve anıtın temeli 1848'in 4 Temmuz günü atıldı. İnşaata altı sene boyunca devam edildi ama 1854'te bu işe ayrılan paranın yetmemesi ve anıtın siyasi gruplar arasında çekişme sebebi olması üzerine yapıma ara verildi. Derken Amerikan iç savaşı patlayınca verilen ara daha da uzadı ve inşaata ancak 1876'da, zamanın başkanı Grant'ın yayınladığı bir kararname sayesinde yeniden başlanabildi. Masrafları federal hükümet karşılayacak ve anıtı Savaş Bakanlığı'nın kadrosundaki mühendisler tamamlayacaklardı. İnşaatın ikinci aşaması dokuz sene sürdü. Dikilitaş 18 metreye yükseltildi, içerisine 897 basamaklı demir bir merdiven ile bir de asansör yerleştirildi ve r... Devamı

06 03 2010

YÖRÜK ALİ EFE

             YÖRÜK ALİ EFE                 Yörük Ali Efe, 1895 yılında, Aydın İli Sultanhisar İlçesi Kavaklı köyünde dünyaya gelmiştir. Babası Sarıtekeli aşiretinden İbrahim oğlu Apti, annesi yine Yörüklerin Atmaca aşiretinden Fatma’dır. Yörük Ali 19 yaşına geldiğinde, Aydın (il) dağlarında dolaşan Alanyalı Molla Ahmet Efe’nin gurubuna katılmak istedi. Ağır bir sınavdan geçirilerek guruba alındı. Kısa zamanda Efe’nin ve tüm zeybeklerin güven ve sevgisini kazanarak gurupta ikinci adam konumuna yükseldi. Alanyalı Molla Ahmet Efe’nin Bozdoğan Kavaklıdere baskınında ölmesi üzerine Yörük Ali Efe olarak gurubun başına geçti. Dört yıldan fazla dağlarda dolaşan Yörük Ali Efe, bu süre içinde daima ezilenin mağdur edilenin, güçsüzün yanında oldu. Haklı olarak halk tarafından sevildi, itibar ve destek gördü. Yörük Ali Efe 1919 senesinde dağdan indi. O sıralar düşman İzmir’i, ardından Aydın ve Nazilli’yi işgal etmişti. Yörük Ali Efe, Kıllıoğlu Hüseyin Efe ve bazı arkadaşları, Aydın İli’nin Çine ilçesi Yağcılar köyünde toplanarak, Sultanhisar ilçesine iki kilometre uzaklıkta Malgaç demiryolu köprüsü yanındaki güçlü ve tam teçhizatlı düşman karakoluna baskın yaptılar. Tarih:16 Haziran 1919. karakol tümüyle imha edildi. Oldukça önemli cephane ve erzak ele geçirildi. Bu baskın Batı ve Güney Anadolu’da düzenli, bilinçli, ve milli şuurla düşmana yapılan ilk baskındır. Bu önemli başarı halka ümit ve cesaret vermiş, düşmanın yurttan kovu... Devamı

04 03 2010

ATÇALI KEL MEHMET EFE

       ATÇALI  KEL  MEHMET  EFE      Atçalı Kel Mehmet Efe, (kısaca Atçalı Kel Memet de denmektedir) Aydın 'ın Atça kasabasında fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş, ve genç yaşında dağa çıkarak zeybek olmuş, daha sonra da 1829-1830 Aydın İhtilali olarak anılan harekete önderlik etmiştir. (ihtilal teriminin Osmanlı tarihlerinde yerel düzende ayaklanan, mevcut idarecileri kaçıran veya karışıklığa meydan verenler için kullanıldığını burada belirtmek gerekir.) Aydın ile Nazilli arasındaki Atça kasabasında bugün Atçalı'nın anısına bir "Atçalı Kel Memet" heykeli bulunmaktadır. Heykelin kaidesinde, su elin, çeşme elin, tekne Atçalı Kel'in yazmaktadır. Aydın İhtilali 1829'da Kuyucak'ta başlayan Kel Memet'in önderliğindeki Aydın ayaklanması bir halk ihtilali özelliklerini taşır görünmektedir. Osmanlı İmparatorluğu'nun girdiği savaşların vergi yükünden bunalan halka bu vergiyi kaldırdığını ilan etmiş, mültezimlerin, voyvodaların ve zabitlerin halktan keyfi olarak topladıkları vergileri kaldırmıştır. Bunlarla da yetinmeyerek, ' vali-i vilayet, hademe-i devlet, Atçalı Kel Memet ' şeklinde imzaladığı fermanlarda hükümetten serbest ticaret ve tarımın korunmasını, kanunların değiştirilmesini, daha eşit kanunlar yapılmasını ve askerliğin yeni esaslara bağlanmasını istemiştir. Aydınlıların yanısıra, Kütahya, Manisa, Burdur ve Denizli 'nin bazı kazaları, onun ileri sürdüğü fikirleri sevinçle karşılamış, ona kapılarını açmış ve kendilerine efendi yapmışlardır. İlk ayaklanmasında Aydın mütesellimi ve yanındaki adamlarıyla girdiği çatışmalar hariç, diğer kasabalarının hiç birisinde ona karş... Devamı

27 02 2010

RUSHMORE DAĞI ANITI

RUSHMORE DAĞI ANITI   Rushmore Dağı Anıtı, Amerika Birleşik Devletleri'nin Güney Dakota eyaletinde, Rushmore dağının Black Hills (Siyah Tepeler) denilen kayalıklarında bulunan anıt. Bu anıt Amerika Birleşik Devletleri'nin dört başkanını gösteren dev heykellerden oluşur. Anıt, heykeltıraş John Gutzon Borglum'un ve oğlunun eseridir. Heykellerin yapımına 1936'da oğlu ile birlikte sert granitleri yontarak başlayan Borglum eserini 14 yılda tamamladı. Black Hills'te yanyana kabartma heykelleri bulunan dört ABD başkanı soldan sağa doğru: George Washington, Thomas Jefferson, Theodore Roosevelt ve Abraham Lincoln'dür. Heykellerin herbirinin yüksekliği 18-20 metre olup çok uzaktan görülebilmektedirler.  ... Devamı

18 02 2010

DARBECİLİĞİN MİLADI:BAB-I ÂLİ BASKINI

DARBECİLİĞİN MİLADI:BAB-I ÂLİ BASKINI     23 Ocak 1913’te gerçekleşen bu ilk darbeyi daha iyi anlayabilmek için biraz geriye gitmek gerekir. Bilindiği gibi II. Meşrutiyet’i ilan edildiği 1908’den beri perde arkasından ülkeyi yöneten İttihat ve Terakki Cemiyeti (İTC), 1909’daki 31 Mart Olayı’nın bastırılmasından ve II. Abdülhamit’in tahttan indirilmesinden sonra iktidara yerleşmeye başlamıştı. 30 Ocak 1910’da muhalif Ahrar Fırkası kapatılmış, 9 Haziran 1910’da Sada-yı Millet Başyazarı Ahmet Samim Bey’in, 10 Temmuz 1911’de Şehran Başyazarı Zeki Bey’in öldürülmeleriyle siyasi ortam iyice gerilmişti. Hükümet ortada dolaşan söylentilere dayanarak muhalifleri tutuklamaya başlamıştı.   Halaskâr Zabitanlar işbaşında Ancak ordunun içinde İttihatçılarla arası pekiyi olmayan subaylar da boş durmuyorlardı. 1912 yılının haziranında İstanbul’da ‘Halaskâr Zabitan’ (Kurtarıcı Subaylar) adı altında örgütlenen bu subaylar bir muhtıra yayımlayarak ülkenin II. Abdülhamit devrinde olduğu gibi bir buhran geçirmekte olduğunu ve çökme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu ve vatanın kurtarılmasının ‘yine en çok askerlere düştüğünü’ ilan etmişlerdi. Muhtırada Meclis’in dağıtılması ve Kıbrıslı Kamil Paşa başkanlığında yeni bir hükümetin kurulması da isteniyordu. Sonunda İttihatçılar razı oldu ve Gazi Ahmet Muhtar Paşa başkanlığında yeni bir hükümet kuruldu. Ancak, Balkanlarda savaş tamtamlarının çaldığı o günlerde yeni hükümet güvenoyu alamadı, Padişah Meclis’i feshetti.   Balkan hezimeti Bunlar olurken Birinci Balkan Savaşı patlak vermiş, gırtlağına kadar siyasi çatışmalara gömülmüş ... Devamı

22 01 2010

AH BİR ATAŞ VER,CİGARAMI YAKAYIM !

  TÜTÜNÜN TARİHÇESİ    Kolomb’un hediyesi Tütün, patlıcangiller (Solanacease) familyasından altmış dört cinsi içinde barındıran, bilimsel adı ‘nicotiana’ olan türün bir üyesi. Tütünün ana vatanının Asya mı, Avustralya mı yoksa Amerika kıtası mı olduğu yolunda değişik teoriler varsa da, genel kabul, tütünü Avrupa’ya tanıtan kişinin 1492 yılında Amerika Kıtası’nı ‘keşfeden’ Kristof Kolomb olduğu. Kaynaklara göre, Kolomb’un adamları, tütünle ilk kez Venezuela kıyılarının açıklarındaki bugünkü adıyla Trinidad ve Tobago Adaları’nda tanışmışlardı. Yerlilerin bir bitkinin yapraklarını bir çubuğa yerleştirdiklerini, daha sonra yakarak dumanını içlerine çektiklerini gören Kolomb ve arkadaşları, yerlilerin ‘tobacco’ adını verdikleri tütünü Avrupa’ya getirdiklerinde bu kadar tutulacağını muhtemelen tahmin etmemişlerdi. Gerçekten de, daha sonraki yıllarda Amerika kıtasına adını veren Amerigo Vespuci, dünyanın çevresini dolaşan Ferdinand Macellan ve Güney Amerika’daki Aztek uygarlığının sonunu getiren ve kıtayı İspanya’nın sömürgesi yapan Hernando Cortez gibi Kolomb’un ardılları, Kolomb ve yerliler gibi tütün tiryakisi olmuşlardı. Onların da etkisiyle, tütün Avrupa’da öyle bir moda olmuştu ki, 1550’lere kadar başta İspanya ve Portekiz olmak üzere, Belçika, İsviçre, İtalya, Fransa ve İngiltere’de tütün tanınıyor, hatta küçük çapta üretiliyordu.     Tütünün Osmanlı’ya gelişi Tütünün Osmanlı coğrafyasına girişi ise 1570’lerde olmuştu. 1580 yılında III. Murat’ın Polonya Kralı’... Devamı

22 01 2010

HEPİMİZ ÇİNGENEYİZ,HEPİMİZ ROMANIZ !

 ÇİNGENELER KİMLERDİR? ‘Kürt Açılımı’nın her iki tarafın da devasa yanlışlarıyla duvara tosladığı bugünlerde hükümet ‘Roman Açılımı’nı başlattı. İyi de yaptı. Çünkü Romanlar hiçbir zaman ayrı bir devlet talepleri olmadığı halde dünyanın ve Türkiye’nin en çok aşağılanan, en çok baskıya maruz kalan etnik grubu. Özgürlükçü yaşam tarzları yüzünden yüzyıllar boyunca yaşadıkları her ülkede en hafifinden garipsenmekle, daha kötüsü dışlanmakla kalmadılar, İngiltere’de, Fransa’da, İspanya’da en ağır kovuşturmalara uğradılar, hapislere atıldılar, şehirlerden sürüldüler; Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nda eğitim adına çocukları zorla ellerinden alındı, kırımlara ve sürgünlere uğradılar, Romanya’da 1864’de kadar köle olarak istihdam edildiler. Balkanlarda Osmanlı İmparatorluğu’nun mirası oldukları için iki kat aşağılandılar. Naziler tarafından toplama kamplarında imha edildiler. Eşitlik lafını ağzından düşürmeyen sosyalist ülkelerde bile koyu ayrımcılığa uğradılar. Liberal ama steril Avrupa Birliği’nin çok kültürlülük politikalarından da pek nasiplerini alamadılar, en iyi ihtimalle görünmez olmaya devam ettiler. Böylece bir çeşit kısır döngüye düştüler ve şikâyetlere neden olan bazı yaşam biçimleri kaderleri oldu. Devlet Bakanı Faruk Çelik’in ve çeşitli Roman örgütlerinin katılımıyla yapılan I. Roman Çalıştayı’nda çok, olumlu bir hava olduğunu yazdı gazeteler. Bu haftaki yazımı, bu açılıma destek olmak üzere kaleme aldım. Not: Yüzyıllarca süren önyargılardan kaçınmak için olsa gerek, 197... Devamı

15 12 2009

ATATÜRK VE MU UYGARLIĞI

ATATÜRK VE MU UYGARLIĞI Meksika'da bulunan 12 bin yıllık tabletlerdeki sır ne? Türkler Kayıp Kıta Atlantis'te yaşayan Mu uygarlığının çocukları mı? Türklerin Mayalar'dan geldiğine inanan Atatürk, Meksika'ya gönderdiği Tahsin Bey'e neden Mayatepek soyadını verdi?Türklerin kökeni en eski uygarlığa mı dayanıyor? Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Meksika gezisinde ziyaret ettiği Matias Romero Enstitüsü'nde Meksikalılarla kardeş olduğumuzu vurgulamak için 'Soyadımız Mayatepek' dedi. Başbakan'ın bahsettiği kişi Meksika Maslahatgüzarı Tahsin Mayatepek'ti. Tahsin Bey'e soyadını Atatürk vermişti. Peki, Mayatepek kimdi? Neden Meksika'ya gönderilmişti? Atatürk ondan hangi araştırmaları yapmasını istemişti? Bizden kilometrelerce uzaktaki bir ülkeyle nasıl bağımız olabilirdi?KÖKENİ ARAŞTIRMAYA GİTTİ   Tahsin Bey bir paşa çocuğuydu. Ömer Vehbi Paşa'nın oğluydu. Babası gibi askerliği seçmedi, Dışişleri'nde görev aldı. Ama asıl ilginç çıkışı evliliğiyle oldu: Enver Paşa'nın kızı Türkan Sultan'la evlendi. Türkan Hanım, Enver Paşa'nın Naciye Sultan ile evliliğinden olan kızıydı. 1935 yılında Atatürk tarafından Meksika Maslahatgüzarlığı'na atandı. Görevi Meksika'yla aramızda ikili ilişkileri yürütmekten çok Atatürk'ün giderek önem vermeye başladığı köken çalışmalarını derinleştirmekti. Atatürk genç Türkiye Cumhuriyeti'nin, Batı ile mücadele edebilmesi için güçlü ve köklü bir tarih tezine ihtiyacı olduğunu düşünüyordu. Çalışmalar, 1930'ların başında ortaya atılan Güneş dil teorisinin devamı niteliğindeydi. Dünyanın ilk uygarlıklarından biri kabul edilen Mayalar ile Türklerin bağını ispatlamaya çalışılacaktı.KAYIP KITA ATLANTİSTahsin Bey'in Amerikalı jeolog William Niven'in 1920'lerde yaptığı çalışmaları inceledi. Niven, Meksika'nın başkenti Meksika City'nin kuzeyinde yaptığı kazılarda tabletler bulmuş ancak yazıları çözememişti. Tabletleri çözen Tarih Bilimci James Churchward oldu. Tabletler tam 12 bin yıl öncesine dayanıyordu ve yazılarda Mu uygarlığın... Devamı

24 11 2009

NASIL BİR ÖĞRETMENLER GÜNÜ ?

NASIL BİR ÖĞRETMENLER GÜNÜ ? Türkiye de eğitimin özelleştirilmesi, paralı hale getirilmesi girişimleri son yıllarda büyük artış göstermektedir. Bu durumun en çok sıkıntısını çekenler, işsizliğin ve yoksulluğun kıskacında olan veliler, öğrenciler ve öğretmenlerdir. Üniversitelerde harç paraları her geçen gün artmakta akademik eğitim almak isteyen öğrencilerimiz ve aileleri ekonomik kriz içersinde boğulmaktadırlar. Sağlık alanında olduğu gibi yine, eğitim sisteminde de parası olan okur anlayışı giderek yaygınlaştırılmaya çalışılmaktadır. Para her şeyi satın alsa da Kaliteli öğretmenlerden yoksun toplumların geleceği karanlık ve başka ulusların kölesi olmaya mahkûmdur. Düşünmeyen, araştırmayan, incelemeyen, buluş yapamayan gelişmiş ülkeleri izlemeye çalışan taklitçi ve tercümeci toplumlar asla gelişemezler. Bugün ekmeğe, suya, elektriğe kısacası iğneden ipliğe herşeye zam yapılmakta esnaf, işçi köylü, memur, çiftçi teğet geçen krizin faturasını ödemeye mahkum edilmektedir. Ülkemizde işsizlik sorunu her geçen gün çığ gibi büyümekte insanlar çaresizliğe doğru itilmektedirler. Emekli olan öğretmenlerimizin yerine, binlerce atanmayı bekleyen öğretmen ve ihtiyaç olmasına rağmen kadrolu öğretmen ataması yapılmamakta, binlerce öğrenci, yetersiz fiziki ortamlarda, kalabalık sınıflarda öğretmensiz bırakılmakta ve Öğretmen açığı, geçici olarak ücret karşılığı derse giren öğretmenlerce doldurulmaktadır. Ücretli öğretmen, vekil öğretmen, sözleşmeli öğretmen, usta öğretici gibi görevlendirmeler son dönemlerde yaygın hale getirilmiştir. Ailelerinin iyi bir gelecek kurabilmeri için binlerce lira harcadığı üniversitelerden mezun olan gençlerimiz işsizlik kıskacında boğdurulmaktadır. "Sözleşmeli ve ücretli öğretmen" uygulamasından hemen vazgeçilmeli, sözleşmeli çalışanlar kadroya alınmalı ve bu açık kadrolu personel ataması ile tamamlanmalıdır. Eğitim sisteminde yaşanan bütün sorunların ancak örgütlü mücadele perspektifiyle hareket edilirse çözülebileceğine ol... Devamı

18 10 2009

ZEYTİNBAĞI (TRİLYE) / 17.10.2009

  ZEYTİNBAĞI (TRİLYE) / 17.10.2009  FOTOĞRAFLAR:HÜSEYİN CAHİT DERİN ... Devamı

02 09 2009

EN DEVRİMCİ TAKIM

 En DEVRİMCİ takım LİVORNO LİVORNO'DA FUTBOL AŞKI BİR BAŞKA Futbolun yer küreyi saran etkisi ve taraftarların mutlak kazanmaya odaklanması alıştığımız bir tablo kuşkusuz. Başarı dışında herhangi bir sonucu kabullenemeyen taraftarın, “yenilsen de yensen de taraftarın seninle” tezahüratını ne kadar inanarak haykırdığını açıklamak ise oldukça zor bir zanaat. Lakin endüstriyel futbol öğretisinin aksine, paranın değil kültürel ve ideolojik aidiyetlerin ön planda tutulmaya çalışıldığı tribünler de mevcut.Endüstriyel futbolun karşısındaki kararlı tutumuyla tanıdığımız Livorno, düşük bir bütçe ve sınırlı kadrosuyla SERİ A'da başarılı bir şekilde mücadelesini sürdürüyor. '11 Freunde' dergisi bir sayısında 'Otonomlar Tugayı' taraftar grubu, Livorno'yu, 'Liverpool'la beraber, proleter gururu taşıyan iki liman şehrinden biri' olarak tanımlıyor.FARKLI RENKLERİN DOSTÇA 'İSYANI' Tarihsel bilgilerin, yazılı metinlerin azlığı nedeniyle, oldukça kısıtlı olduğu bir konuda, doğruluğundan yüzde yüz emin olunmasa da sürekli anlatılan hikayelerden yola çıkarak, Livorno'nun tarihçesini bir de bu satırlarda hatırlayalım: Ünlü Osmanlı denizcisi Turgut Reis'in XVI. yüzyılın ikinci çeyreğinde İtalya sahillerine yaptığı seferlerinin oldukça kanlı geçtiği, taş üstünde taş koymadığı anlatılır. Dönemin en güçlü donanmalarından bir tanesine sahip olduğu belirtilen Pisa'nın (şu meşhur Pisa Kulesi'nin bulunduğu yer) yakınlarındaki yerleşim yerleri ve adalar bu saldırılardan en çok nasibini alan bölgelermiş. Bu saldırıların liman kasabası Livorno'ya farklı bir algılayış getirdiği ve kasabada özgürlükçü bir havanın hakim kılındığı birçok makalede dile getirilmektedir. Bu saldırıların akabinde Roma İmparatoru I.Ferdinand'ın ya... Devamı

27 07 2009

KARTACA VE HANNİBAL

KARTACA VE HANNİBALKartaca, M.Ö 814 yılında, Tunus yarımadasında kurulmuş olan bir Fenike kolonisidir. Kartaca, Fenike dilinde Kart-hadaşt yani "Yeni Şehir" anlamına gelmektedir. Kart Hadaşt, 22 sessiz harften oluşan Fenike alfabesiyle QRT-HDST olarak yazılmaktadır.Bugün için Kartaca ile ilgili yazılı kaynaklar, Romalı ve Yunanlı tarihçilerin çalışmalarıyla sınırlıdır. Gerek Kartacalıların gerekse de Fenikelilerin papirüs kullanmaları ve bu materyalin zaman içinde dağılması sonucu, Kartaca ve Fenike yazılı kaynakları zamanımıza kadar ulaşmamıştır. Bu sonuçta kuşkusuz Pön savaşları sonunda Roma ordusunun Kartaca'yı yakıp yıkmasının da etkisi vardır.Hem Antik Yunanistan hem de Roma İmparatorluğu'nun, Kartaca ile tarihin büyük bir bölümünde Akdeniz ticareti için rekabet halinde olmaları ve bu rekabetin sıcak çatışmalara varmış olması nedeniyle bu tarihçilerin çalışmaları büyük ölçüde önyargılı çalışmalardır.Kuruluş ve Kolonileşme Kartaca kenti, Tyre (Sur) kenti kraliçesi Elishar tarafından (Yunan kaynaklarında Elissa ya da Elissar, Roma kaynaklarında Dido) İ.Ö. 814 ya da 813 yıllarında kurulmuştur. Roma imparatorluğundan kaçan Elishar yandaşlarınıda yanına alarak Tunus'a kaçmış ve dönemin Tunus imparatorundan kendisine bir öküz postu kadar bir yer verilmesini istemiş. İmparator bu teklifi kabul edince öküz postunu ince ince iplik haline getirerek Akdeniz kıyısına Kartaca'yı kurmuştur.Akdeniz’deki merkezi konumu Kartaca’ya deniz ticaretinde geniş olanaklar sağlamıştır. Fenikeli tüccarlar açısından geleneksel hale gelen Doğu Akdeniz ticaretinin yanı sıra Batı Akdeniz’e de aynı derecede yakın olmasıyla Kartacalı tüccarlar, Batı Akdeniz’de bağlı koloniler oluşturmakta gecikmediler.Fenike kentleri, tarihlerinin hiçbir döneminde... Devamı

22 07 2009

BİR AFRİKALININ ŞİİRİ

BİR AFRİKALININ ŞİİRİ  Sevgili beyaz adam, Doğarım siyahım, Büyürüm siyahım, Güneşlenirim siyahım, Üşürüm siyahım, Korkarım siyahım, Hastalanırım siyahım ve ölürüm hala siyahım.   Ve sen beyaz adam,  Doğarsın pembesin, Büyürsün beyazsın, Güneşlenirsin kızarırsın, Üşürsün morarırsın,  Hastalanırsın yeşilsin, Ve ölürsün grisin,  Ve hala utanmadan bana renkli dersin…... Devamı

21 06 2009

BABA !

 BABA  !                                           Devamı